ADRASAN

Adrasan Kuş Bakışı

Adrasan, Antalya’nın Kumluca İlçesine bağlı bir beldedir. Antalya’dan uzaklığı 100 Km. dir. Çevresi kızıl çam ağaçlarının hakim olduğu dağlarla çevreli, güneşin denizden doğduğu, kocaman bir koydur. Sol tarafında, Musa Dağının bir uzantısı olan Eliğ Tepesi ile başlayıp, ufaklı, büyüklü koylarıyla devam eden 7 Km. lik bir uzantıya sahiptir. Çıkışında Pırasalı Ada vardır. Adrasan Fenerinin bulunduğu sağ tarafı ise 2 Km. dir.

Burada hakim rüzgarı batıdan, karadan denize doğru eser. Batı ve kuzey batıdan esen rüzgarlar denizin billur gibi olmasını sağlar. Adrasan’a denizden bakıldığında ormanı andırır. Dağlar da dahil, her yer ormandır. Yeşili sevenlerin arayıp ancak, Adrasan’da bulabilecekleri bir görüntü sağlar. Uzaktan bakıldığında fark edilmez ama, içine girdiğinde yer yer ağaçların yüksekliği 40 m. leri bulur. Musa Dağının eteklerindeki, Sazak Koyuna yürüyüş yaparken, yüksek ağaçların dalları kubbe gibi gök yüzünü kapattığından, Akdeniz sıcağını hissetmeden yola devam etmek mümkündür. Bu yol, bir insanın yürüyüp de, gördüğü deniz, koy ve orman manzarası karşısında etkilenmemesi mümkün olmayan, nadir yerlerdendir. 10 Km.lik yürüyüşle, yolun sonunda Sazak Koyuna ulaşılır. Sazak Koyu, göreni hayretlere düşürecek güzellikte, şimdiye kadar el değmemiş, nadir yerlerdendir. Sazak Koyunun hemen yanında, tarihte Cenevizli korsanların mekan tuttukları, şimdilerde milli park olan, Ceneviz Koyu vardır. Ceneviz koyuna ulaşım, sadece deniz yolundan yapılabilmektedir. Karadan ulaşmak hemen hemen mümkün değildir.

Temel gelir kaynağı seracılık, turizm ve narenciyedir. Son yıllarda yörede turizm önemli bir ivme kazanmış durumdadır. Turizm genel anlamıyla yöre halkı tarafında yapılmaktadır. Turizm önceleri ufak pansiyonlarla başlamış, geçen zamanda halkın gelir seviyesinin hızlı artışıyla beraber, butik motel, otel seviyesindeki tesislere dönüşmeye başlamıştır. Turizme yönelenler, her sene tesislerinde yeni ilavelerle ve/veya yenilemelerle kaliteyi arttırma çabası içindedir.

Yatak sayısındaki artış, buraya gelenlerin sayısının artmasını sağlamıştır. Misafirlerine daha iyi hizmet verme ihtiyacı, yeni aktivitelerin devreye girmesini sebep olur. Bu aktivitelerin başlıcaları; balık avı turları, dalış eğitim ve turları, zıpkınla balık avı turları, günlük tekne turları, su sporları (su kayağı, ringo, banana vb gibi…), 2010 senesinden beri yamaç paraşütü, çevre koylara yürüyüş ve tarihi Likya ticaret yolunda yürüyüştür.

Adrasan’da konaklıyorken gezilebilecek çevre yerler:

Tarihi dokusu, sahili ve akşamları bar ve diskolarıyla Olimpos. Yanartaş‘ı ve 7 Km’lik sahiliyle Çıralı. Alabalık Çiftlikleri, lokantaları ve buz gibi sularıyla Ulupınar. Beş Adaların karşısındaki Gelidonya Feneriyle Karaöz. Tarihi kalıntılarıyla Phaselis. Teleferikle veya yürüyerek çıkılan Tahtalı Dağı…

TARİHİ MEKANLAR:

 CORYDELLA

Şehir, Kumluca’nın batısındaki ilçe merkezine, 1 km. uzaklıkta, iki tepe üzerinde kurulmuştur. Bugün toprak üstünde sadece, şehre su getiren “aguaduktur kalıntıları” seçilebilmektedir. Diğer eserler, yok edilmiştir. Kent, Bizans ve geç Bizans devirlerinde, gelişme göstermiştir. Fakir bir köylü kadının keçisinin ayağına bir zincirin takılması ile ortaya çıkan ve “Kumluca Definesi” diye tanınan define bu ören yerinde çıkmıştır. Ne yazık ki, çok değerli altın ve gümüş eşyalardan oluşan definenin büyük bir kısmı, Amerika’ya kaçırılmış, çok az bir kısmı Antalya Müzesinde sergilenmektedir.

GAGAE

Mavikent Kasabası, Aktaş Mevkiinde bulunan Gagae isimli antik kent, Akropolis kayalığı ile Deniz arasında kalan bir alanda kurulmuştur. Buradaki yapılar, Roma ve Ortaçağ izlerini taşımaktadır. Şehrin duvarları ve bazı Hristiyan Kiliseleri ile bir çok kalıntılar hala durmaktadır. Gagae, aşağı ve yukarı olarak değerlendirilen bir Akrepolis idi. Gagae‘ye Paleopolis‘de denilmiştir Gagae ismi, varlığının şu an araştırılmasının mümkün olmadığı, bir tür taş olan, “Gagates’ten” türediği bilinmektedir. Serpentin Porfiritit tuzaklar ve kireç taşından oluşan çevrenin mineral özellikleri hakkında, özel bir araştırma bulunmamaktadır.

iDEBESSİOS (KOZAĞACI)

Kumluca’dan alakır barajı kenarından 30 km. gidilerek asfalt yoldan Karacaören köyü incirağacı mahallesine varılır. Buradan 5 km. kadar stablize yoldan kuzeye gidilerek Karacaören köyü Kozağacı mahallesine varılır. Buradan, İbedessios Antik kenti vardır. Kentte bir tiyatro ile hamam, su yolu, kilise ve kitabeli ve kabartmalı aile mezarları, gözetleme kulesine rastlanır. Şehrin yapılarının çoğu, geç Bizans devrine aittir. Şehrin en önemli özelliği lahitlerin U planı oluşturacak şekilde, üç mezarın yan yana konulmasıyla aile mezarlarının meydana getirilmiş olmasıdır. Lahitlerin üzerinde çoğunlukla kitabe ve vazo şekilleri vardır. Boğayı parçalamaya hazırlanan bir aslanın, lahit üzerine, yarım kabartma şeklinde işlendiğini gösteren tablo, ilgi çekicidir. Ancak boğanın başı kırılmıştır.

KORMOS (KORMİ)

Karacaören Köyü, Karabük mahallesinde bulunan Antik Kent, Tarihi hakkında herhangi bir bilgi edinilememesine rağmen, kent kalıntıları halen varlığını göstermektedir.

MELANİPPE

Mavikent Kasabası, sınırları içerisinde bulunmaktadır. Antik kente ait kalıntılar, hala mevcut olmakla birlikte, Melanippe antik kentinin geçmişi ile ilgili detaylı bir bilgiye ulaşılamamıştır. Kent hakkında edinilen bilgilere göre, Hellenistik döneme ait bir kent olduğu söylenilmektedir.

OLYMPOS

Kumluca’nın doğusunda yer alan Olympos, Hellenistik devirde kurulmuş bir şehir olup, Adrasan’a 15 km. uzaklıktadır. Antalya-Kumluca yolu üzerinde, Çıralı’yı 2 km geçtikten sonra, Olimpos/Adrasan kavşağından girildikten, 14 km sonra ulaşılır. Varlığını, M.Ö. II. yüzyılda bastırdığı anlaşılan sikkelerden anlamaktayız. M.Ö.100′de Lykia Birliğinin önde gelen ve üç oy hakkına sahip, altı şehrinden birisidir. M.Ö. 1. yüzyılda korsanların yatağı olmuştur. M.Ö. 78′de Romalı kumandan Servilius isauricus, Olympos’u korsanlardan temizleyerek, Roma topraklarına katmıştır. M.S.II.Yüzyılda Rhadiopolis’li Opramoas buraya yardım elini uzatmış, şehir en mamur hayatını bu yüzyılda yaşamıştır. Şehrin ortasından bir derecik akmaktadır. Derenin güney yakasında “Bizans Bazilikası” (Mahkeme salonu) yer alır. Onun gerisinde tiyatro, tiyatronun batısında nekropol vardır. Derenin kuzeyinde ise deniz tarafında 50 metre yükseklikte akropol, onun batısında, kubbeleri mozaiklerle kaplı hamam ve daha batıda, anıtsal kapısı kalmış olan, mabet yer alır.

RHADİOPOLİS

Rhadiopolis, Corydella ile aynı yönde, Kumluca’nın batı yönünde, ilçeye 4 km. uzaklıkta, bir dağın yamacında kurulmuştur. İsminden dolayı Rodosluların kurduğu bir şehir olduğu, arkeologlarca söylenir. XIX. Yüzyıl bilginlerince kentin adı “Rhudos” (Gül) ile ilgili görülmüştür. Kentle ilgili bilgileri, Rhadiopolis’in yapılmasında büyük yardımları bulunan, Hadrian zamanında yaşamış, Opramoas isimli, Lykia’lı bir zenginin diktirdiği, anıttan öğrenmekteyiz. Arkeolog Cevdet Bayburtluoğlu’na göre, Lykia dilinde yazılmış kitabelerin en doğuda olanı, Rhadiopolis’te olduğu ve Lykia ülkesinin doğu sınırının bu şehirde olduğunu gösterir.

Kral Opramoas zamanında, en zengin devrini yaşayan şehir, Kral Opramoas, komşu şehirlerin tahrip olan eserlerini de, yardım ederek onarttırmıştır. Şehrin tiyatrosu, hamamı, Opramoas anıtı, kilisesi, kaya mezarları ve lahitleri ve çok sayıda su sarnıcı bulunmaktadır. Tiyatronun skenesinde yazılı olan 12 imparator mektubu, 19 Procurator mektubu ve 33′ü birlik toplantısına ait yazılı anıt, antikacılarca tahrip edilmiştir.

AKALİSSUS 

Kumluca’dan Alakır barajı kenarından 30 km. gidilerek asfalt yoldan Karacaören köyü İncirağacı mahallesine varılır. Köyün güneydoğusunda kaya mezarlarına ve lahitlere rastlanır. Burada 1950’li yıllarda çok büyük hazineler köylüler tarafından çıkarılmış ve hepsine devlet tarafından el konulmuştur.

ÇIRALI – YANARTAŞ (KHİMAİRA)

  

Çıralı‘nın Olimpos‘la birlikte anılmasının nedenlerinden birisi, kumsallarının birbirine yakın olması ise de, kanımızca asıl neden, Yunan Mitolojisine, başlı başına bir efsane kazandıran, Yanartaş‘ın Çıralı‘ya yakın olması ve Çıralı‘nın adını, Yanartaş‘dan almasıdır. Yanartaş adı verilen, sürekli yanan doğal gaz çıkışları; Çıralı‘yı kuzeybatıdan çeviren, ofiyolitik kayaçlar içerisinde yer almaktadır. Yunan Mitolojisindeki, Khimaira Efsanesi, burada geçmiştir. Azra Erhat‘ın Mitoloji Sözlüğünde Khimaira bahsi şöyle anlatılır;

“İkisi de yeraltı yaratıkları olan Typhon ‘la Ekhidna ‘nın birleşmesinden Khimaira diye bir canavar doğar. Hesiodos onu şöyle anlatır (Theog. 318 vd.):

Khimaira‘yı da doğurdu Ekhidna,
söndürülmez ateşi üfleyen Khimaira‘yı,
korkunç ve büyük, hızlı ve güçlü,
bir yerine, üç kafalı Khimaira‘yı:
Biri azgın bakışlı aslan kafası,
öteki keçi, öteki yılan, ejderha kafası
Pegasos hakkından geldi bu Khimaira ‘nın
koca yiğit Bellerophontes ‘le birlikte.

Homeros, aşağı yukarı Hesiodos gibi tanımladığı Khimaira ‘yı, Bellerophontes Efsanesine bağlar. Homeros’la Hesiodos’ta sözü geçmeyen bir anlatıma göre, Bellerophontes Khimaira ‘ya saldırmak için Pegasos atına binmekle kalmamış, kargısının ucuna (ya da kullandığı oklara) kurşun koymuş, canavarın ağzından fışkıran ateşle eriyen kurşunlar etini dağlayıp yakmış, korkunç ejderha da böylece can vermiş.

Khimaira ‘nın bulunduğu yer; Lykia ‘da Olympos (bugün Çıralı) kentinin arkasındaki Yanartaş diye gösterilir. Burada, ilkçağda olduğu gibi, bugün de, dağdan doğal gazlar fışkırır ve bunlar kendiliğinden ya da bir kibritle tutuşturulup hiç durmadan yanar. Öyle ki, dağda yer yer yanan ateş denizden bile gözüküp, gemicilere kılavuz olurmuş. İlk çağ yazarları da, Khimaira ateşini bilir. Ne var ki, yeri üstünde, tam bir uygunluk yoktur. Anlattıklarında;

Plinius ‘a göre, “mons Chimaera” Phaselis ‘e yakındır.

Skylax ‘ın açıklaması gerçeğe daha uygundur “Dionysias Adası, Siderus Limanı ve Burnu; bunun üstünde, dağda Hephaistos Mabedi ve topraktan kendiliğinden fışkıran büyük alev bulunmaktadır ki, hiçbir zaman sönmemektedir.

Her iki yazar da, doğal ateşin fışkırdığı yerde, Hephaistos ‘a bir tapınak bulunduğunu söylemektedirler. Gerçekten de bugün orada, yapı kalıntıları ve Hristiyanlık çağına kadar uzanan bir tapınak yeri olduğunu gösteren yazıtlar bulunmaktadır.”

Görüldüğü gibi Yanartaş Khimaira Efsanesinin yanı sıra Belferophontes Efsanesine de konu olmuştur.

YanartaşYanar Dere Vadisinin güney yamacında, serpantinitler içerisinde, üç ayrı lokaliteden çıkarak yanan doğal gaza, yöre halkının verdiği isimdir. Gaz çıkış lokalitelerinden en çok ziyaret edileni, Yanartaş2 olarak gösterilendir. Burada, mevsimlik akan, Yanar Dere Vadisi ‘nin batı yakasında, yamacın deniz seviyesinden 165 m. yüksekliğindeki noktasından başlayarak, 180 metreye kadar yükselen, 80 metre uzunluğundaki meyilli yüzeyi üzerinde, dört ayrı seviyede, sürekli yanan gaz çıkışları bulunmaktadır. Ziyaretimiz sırasında, en üstte yanar vaziyette iki ocak, 30 metre aşağısında üç ocak, 18 m. aşağısında, vadiye dik bir çizgi üzerinde, oniki ocak ve onun yaklaşık 30 m. aşağısında, iki ocak daha olmak üzere, toplam ondokuz adet yanar vaziyette doğalgaz çıkışı sayılmıştır. En aşağıdaki ocakların altında, büyük bir kilise yıkıntısı bulunmaktadır. Henüz kazı yapılmayan kilisenin; erken Bizans dönemine (olasılıkla M.S. 6. yy) ait olduğu ve ilkçağda burada bulunan Hephaistos ‘a (Hephaistos: Yunan Mitolojisi ‘nde, Zeus ile Hera ‘nın oğlu olup, her türlü madeni işleyip olağanüstü güzellikte eserler yaratabilen, bir tanrıdır. (Azra Erhat: Mitoloji Sözlüğü).) adanan tapınağın kalıntıları üzerine yapıldığını düşünüyoruz. Kilisede kazı yapıldığı taktirde büyük bir olasılıkla, altta adı geçen tapınağın temellerine ulaşılacaktır.

Khimaira‘nın mitolojideki tarifine göre: Keçi ve yılanÇıralı‘nın çevresini kuşatan Toros Dağlarında bol bulunan hayvanlar olup, ateşin çıktığı yeri, arslan ise ateşin gücünü temsil etmektedir…

Birinci Yanartaş: Yanartaş‘ın kuş uçumu, 525 m. Kuzey batısında, Çatal Tepe ‘nin doğusundaki belin hemen altında, deniz seviyesinden 335 m. yükseklikte, ikinci Yanartaş (birincisinden 155 m. daha yüksekte) mevkii, yer alır. Burada, yedişerlik iki sıra halinde, 14 ocaktan doğal gaz çıkışı olmaktadır. Bu kesimin, yaklaşık 30 m. aşağısında, yan yana üç tane yanar durumda gaz çıkışı daha bulunmaktadır.

İkinci Yanartaş: Çıralı Havzası‘nın doruk seviyesinde yer aldığı için, bu noktadan, gerek Çıralı Ovası, gerekse Tahtalı Dağları panoramik bir şekilde görülebilmektedir. Bu nedenle, çok iyi bir seyir yeridir. Ancak, buraya Çıralı tarafından ulaşmak, bir hayli zahmetlidir. Birinci Yanartaş‘la, İkinci Yanartaş arasındaki sarp yamaç, zorluğu nedeniyle, yerli ve yabancı turistler genellikle Birinci Yanartaşı, Çıralıtarafından gelerek ziyaret etmekte ve ikinci Yanartaş ‘a çıkmadan geri dönmektedir. İkinci Yanartaşı ziyaret edenler ise, genellikle batıdaki, Ulupınar – Karadere Vadi yamaçlarını izleyen patikayı kullanarak gelmektedir. Bu patikanın ayrıntılı anlatımı “Ulupınar Bağlantılı Yanartaş Patikası” bölümünde sunulmuştur. Bu bölümde, Birinci Yanartaş‘a Çıralı tarafından gelen yola ilişkin açıklama verilmektedir. Yanartaş ‘a gitmek, isteyen turistler Olimpos ya da Çıralı ‘dan minibüslerle, Çıralı Ovası ‘nın batısını takip eden yoldan, Yanar Boğazı denilen yere gelmekte, buradan itibaren yayan olarak, yaklaşık 1400 m. uzunluğundaki bir patikada, 140 metre tırmanarak (%10 eğim), Yanartaş ‘a  ulaşmaktadırlar.

Yanartaş hakkında bir hikaye:

Yunanistan’a bağlı Argos’ta, Bellerophontes adlı, tanrısal güzellikte bir delikanlı yaşarmış. Uçan at Pegasos’a sahip olmayı çok istediğinden, dağ bayır demeden, günlerce Pegasos’un peşinden koşturmuş ama, başarılı olamamış. Bir gün tanrılar, rüyasında, uçan ata nasıl sahip olabileceğini bildirmişler. O da, tanrıların istediği şekilde, atın su içtiği bir anda, kendine verilen altın gemle, ata sahip olmayı başarmış. Ancak, Bellerophontes bir gün, yanlışlıkla birisini öldürmüş. Bundan dolayı, Argos’tan ayrılıp, Tiryns kralı Proitos’un sarayına sığınmış. Kraliçe, bu yakışıklı gence çok geçmeden aşık olmuş. Onunla sevişmek istemiş. Fakat, Bellerophontes konuk olduğu evin sahibine saygısızlık etmek istememiş ve kraliçenin arzusunu geri çevirmiş. Kraliçe, kocasına yalan söyleyerek, gencin zorla, kendisinin koynuna girmek istediğini ileri sürerek, ondan intikam almak istemiş. Kral öfkelenmişse de, konuğunu öldürmek istememiş. Onu öldürtmek için, kayınbabası olan Lykia kralına, bir mektupla birlikte göndermiş. Bellerophontes, Lykia’ya ulaştığında, kral onu, Xanthos nehri yakınında karşılamış ve dokuz gün misafir etmiş. Dokuzuncu günde, damadının gönderdiği mektubu almış ve öldürülmesi gerektiğini anlamış. Ancak o da, öldürememiş ve Khimaira’nın öldürmesini istemiş. Böylece, ondan kurtulmayı düşünmüş. Khimaira, önü arslan, arkası yılan, ortası keçi olan ve ağzından alevler saçan garip bir yaratıkmış. Bellerophontes, tanrıların isteği ve kanatlı atı Pegasos sayesinde, Khimaira’yı yere sermiş. Kral, Bellerophonhes’e daha bir çok zor işler vermişse de o, hepsinin hakkından gelmiş. Bunun üzerine kral, onun tanrı soyundan geldiğine inanarak, ona birçok armağanlar vermiş ve kızıyla evlendirmiş. Bellerophontes, Poseidon soyundan geliyormuş. Bu evlilikten üç çocuğu olmuş, bunlardan kızı Laodameia, Zeus ile sevişmiş ve bu sevişmeden Sarpedon doğmuş. Sarpedon büyüyünce, Lykia kralı olmuş. Troya savaşına katılmış. “Ben taaa uzaklardan geldim yardıma, Anaforlu Xanthos’tan geldim, uzak Lykia’dan…” diyerek savaşta geri kalanlara çıkış ve birçok kahramanlık gösterdikten sonra, Akhilleus’un silahlarıyla savaşan Patroklos tarafından öldürülmüş. Son nefesini verirken, vazifesini Glaukos‘a devrederek ölmüş. Zeus, oğlunun ölüsünü, Lykia’ya götürmesi için, Apollon‘a emir vermiş. İşte böylece, yer altı yaratıklarından Typhon ile Ekhidna‘nın birleşmesinden doğan Khimaira, bugün Çıralı ve Yanartaş denilen, Olympos’tan görülen dağda yaşarmış. Belerophontes’in, uçan atı Pegasos’a binerek, öldürdüğü Khimaira, son nefesini verirken bile, ağzından alevler çıkıyormuş. Bugün tabii, gazların kayalar arasından çıkıp yanması, işte bu efsane ile birleştirilir.


 

 

Share and Enjoy:
  • Print
  • Digg
  • StumbleUpon
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Yahoo! Buzz
  • Twitter
  • Google Bookmarks

ADRASAN için 6 cevap

  1. IRFAN UNVER der ki:

    Zıpkınla balık avı için, en iyi zaman ne zamandır? Yani, balık en çok ne zaman kıyıya yakın oluyor? Ayrıca Adrasanda, zıpkınla balık avlamanın yasak olduğu bir yer var mı?

    • Menderes Yahşi der ki:

      Zıpkınla balık avı için en iyi zamanlar, bahar aylarıdır. Özellikle, son bahar daha iyi bir zamandır. İlk baharda, karların erimesiyle deniz biraz serin olur. Bu serinlikte Sinarit ve diğer balıklar kıyılara yakın olur. Son baharda, suların tekrar serinlemeye başlamasıyla, balıklar tekrar kıyılara yanaşırlar. Son bahar ayları, bütün Türkiye denizlerinde balığın en iyi olduğu zamanlardır. Özellikle, eylül ve ekim ayları en iyi zamanlardır.

      Akdeniz bölgesinde balıklar, en çok kış aylarında kıyılara yakın olurlar. Kış aylarında suların 17 derece olduğu zamanlar, balıklar için uygun dönemlerdir. Kış aylarında özellikle Sinarit ve Barakuda avları yapılabilir. Kısa dönemler de Levrek ve Çipura da olabiliyor. Akya, Tral, Kefal, İskaroz ve Sargoz her zaman daha yüksek ihtimaldir.

      Adrasanda, zıpkınla balık avına yasak olan iki bölge var. Bir tanesi, Adrasan Koyu içinde bulunan Akseki Koyu girişinden Yarasalı Mağara girişine kadar olan bölge. Bir tanesi de, Sulu Ada dır. Bu bölgelerin dışında kalan yerler, zıpkınla balık avı için serbest bölgelerdir.

  2. Gönül Yahşi der ki:

    Akdeniz genel olarak kirli olmasına rağmen Adrasan ve çevre yerler deniz nasıl oluyor da temiz kalabiliyor? Akdenizi temizlemek için neler yapılabilir?

    • Menderes Yahşi der ki:

      Adrasan’ın temiz kalmasında en önemli etken dağların denize yakın olması ve dağlardan hızlanarak inen rüzgarın denizi hızlı bir şekilde temizlemesi. Adrasanda denizi temizleyen rüzgarlar batı hakim rüzgarlardır. Kuzey batı, güney batı gibi. Batı ve kuzey batı sabah ve akşam saatlerinde esmektedir.

      Sizinde belirttiğiniz gibi gerçekten Akdeniz son yıllarda hızla kirlenmeye başladı. Bunda en büyük etken büyük teknelerin sintine ve çöplerini kayıtsızca denizde bırakmaları. Denetimleri arttırarak biran evvel bu kirletme faaliyetine son vermek gerekiyor. Denetimlerle teknelerin sintine ve çöplerini denize atmasını engellerken, aynı zamanda limanlarda bu çöp ve sintineleri teknelerden bir bedel karşılığı alınması ve alınan atıkların gerekli tesislerde işlenmesi sağlanarak ekonomiye geri kazandırılması doğru bir çaba olacaktır. Bu şekilde çöp ve sintineleri geri dönüştürülürken elde edilen gelir ve denizi temizlemek için ayrılmak zorunda olan kaynağın tasarruf edilmesiyle oluşacak fon, denizin temiz kalması adına harcanmalıdır.

  3. mustafa koçbay der ki:

    Merhabalar.

    Menderes bey ben İzmir’den Mustafa. Büyük balık avına, yani bir anlamda jigging avına merak sardım. Daha doğrusu bunu gerçek anlamda öğrenmek istiyorum… Yazılarınızı ve videolarınızı sürekli izliyorum… Her defasında da hayran kalıyorum. Ben İzmir Foça’dan yaşıyorum ve kendi teknem olmasına rağmen bizim Ege Denizinde böyle büyük balık avlamak mümkün olmuyor. Bu sebepten dolayı sizden bir yardım istiyorum… Adrasan’a gelmem gerekiyorsa gelirim. Bu işi de öğrenmek istiyorum. Açıkçası bana yardımcı olursanız çok memnun olurum… Ne yapmam gerekli, size nasıl ulaşırım? Bilgilendirirseniz çok memnun olacağım…
    Saygı ve sevgilerimi yolluyorum, İzmir Foça’dan….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir